Sanayileşmenin kaçınılmaz sonuçları olarak görülen/bilinen iklim değişikliği, doğal kaynakların tükenmesi ve kirlilik gibi çevre sorunları, ne zaman ki içinde bulunduğumuz dünyayı ciddi şekilde etkilemeye başladı, ancak ondan sonra ekonomik ve sosyal politikalarda belirleyici olmaya başladı. Kaynakların temininde, dönüştürülmesinde ve kullanılmasında verimlilik artışının zorunluluğu, beraberinde “sürdürülebilir’ ve ‘yeşil’ çözüm(ler) arayışlarını getirdi. Gelişmiş ülkelerin öncülük ettiği, özellikle son yıllarda gerçekleştirdikleri proje ve programlarda, üretimde verimlilik ve kaynak tasarrufu sağlayacak şekilde işlerini/çalışmalarını yenileyerek ele almaya başlamaları, düzenlenen politikaların etkin sonuçları olarak kendini göstermektedir. Bu yaklaşımların yenilenme, verimlilik artışı, rekabetçilik ve şeffaflık ilkelerini desteklemesi açısından önemli olduğuna inanıyorum.

Bu noktada şirket olarak ele aldığımız ve ortaya koyduğumuz Sürdürülebilirlik Yaklaşımımızı ve Sorumluluğumuzu, içinde bulunduğumuz toplum ile paylaşmak için kullandığımız www.yasaminsesiniduymak.com sitemiz, iletişim araçlarından sadece bir tanesi olmanın dışında, artık geleneksel hale getirdiğimiz Sürdürülebilir Yaşam Konferansı etkinliğimizin de çok sayıda akademisyen, yönetici, girişimci, düşünür ve bireyi bir araya getirerek ortak amaç, ortak düşünce ve ortak eylem olarak düzenliyor olmanın haklı gururunu yaşıyor ve yaşatıyoruz.

Sürdürülebilirliğin her alanda özellikle ele alınması gerektiğine inanıyor, her kurum ve birey tarafından değerlendirilen, üzerinde çalışıp çözüm(ler) üretilen bir amaç olarak değerlendirmesi gerektiğine inanıyorum. Özellikle amaç diyorum çünkü, amacı olmayanın gayesi ve hedefi de olmayacaktır. Hedef olarak belirlediklerimiz, gerçek anlamda amacına hizmet edecek şekilde kurgulanmalı ve yönetilmelidir. Aksi durumda, Sürdürülebilirlik raporunu yayınlarken, aynı zamanda Karbon Borsası üzerinden emisyon ticareti yaparak, sürdürülebilirlikten ne anladığı ve sürdürülebilirliğe nasıl hizmet ettiğini sadece yayınlanmış olduğu rapor üzerinden değil, uyguladıkları faaliyetler çerçevesinde de değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Bu anlamda Sürdürülebilir bir dünyayı, toplumu ve geleceği elde etmenin ilk adımı aklımızla, ruhumuzla, gönlümüzle kısacası tüm varlığımızla “sürdürülebilirliğe inanmak” olduğunu biliyorum. Bu inanç önce bizi ele geçirmeli, sonrasında amacımıza yönlendirerek, nihayetinde hedefimize ulaştırır olmalıdır.

Adem Güler